anasayfa hakkimizda linkler iletisim
   
   
   
SİTE PLANI
Şifa Nedir
Bireysel Hizmetler
Uygulamalar & Teknikler
Eğitimler
Psişik Korunma
Aura ve Enerji Alanı
Tamamlayıcı Yöntemler
Ruhsal Şifacılar
Yazılar
Kitaplar
 
 
 
   

ATASAL DİNAMİKLERİN YAŞAYAN ETKİLERİ!

 

Fadime Çelik

 

Bugün, kıvranıp durduğumuz sorunlarımızın, hastalıklarımızın, nesiller boyunca tekrar eden iş kurup batırma, terk edilme, boşanma gibi negatif döngülerin kökenlerinin tanıdığımız veya tanımadığımız atalarımızın psişik seviyede hala taşıdıkları ruhsal yaralarının bize olan uzantıları olduğunun ne kadar farkındayız bilmiyorum.

Son yıllarda aile dizimi, şamanik yöntemlerle yapılan atalar çalışması gibi uygulamaların gösterdiği şey, kabile kültürlerinin aksine modern toplumlar olarak atalarımızı hatırlamayı, onurlandırmayı unutmuş, ihmal etmiş durumdayız. Bizler atalarımızı ne kadar ihmal edersek hem kendimiz için, hem de bizden sonra gelen nesiller için daha fazla problem yaratıyor oluyoruz. Bunu sizi korkutmak, onlardan korkmanızı sağlamak için söylemiyorum. Bunu, onları ve onlardan yaşayan kuşaklar olarak bizlere gelen dinamik etkileri daha iyi anlamanız ve isterseniz bu dinamiklerin şifalandırılabileceğini, döngülerin kırılabileceğini görmenizi sağlamak için söylüyorum.

Bazı şamanik ekoller fiziksel görünüşümüzün, sahip olduğumuz duyguların, korkuların, sınırlayıcı inançların yani bugün bize sorun yaratan dinamik etkilerin %75’inin atalarımızdan geldiğini, %25’inin ise bu hayattan ve kendi geçmiş hayatlarımızdan gelmekte olduğunu ifade eder. Bu oranların istatistiksel bir gerçeklik olduğunu iddia edemem. Ancak atalarıma yönelik olarak yaptığım çalışmalardan ve araştırmalarımdan da bildiğim üzere atalarımızdan bizlere etki eden psişik yaraların varlığını inkar edemediğim bir noktadayım.

Bu yaklaşıma göre, bir nesilde çözülmemiş olan bir şey bir sonraki nesilde tekrar ortaya çıkar. Vaka çalışmalarında genetik hastalıklardan muzdarip olan kişilerin atalarına bakıldığında orada mutsuz bir-birkaç ata olduğu görülmüştür. Homeopatlar, dikkat eksikliğiyle doğan çocuklar üzerinde araştırmalar yapmışlar. Vakaların %95‘inde ailenin tarihini çıkardıkları zaman, geçmiş atalar arasında ya tüberkülozdan ölen, ya tüberküloz geçirmiş olan birinin olduğunu görmüşler. Tüberkülozun enerjetik kalıbının huzursuzluk olduğunu tespit ettikleri için dikkat bozukluğu olan çocukları, homeopatik olarak tüberküloza verilen homeopatik ilaçla tedavi ettikleri zaman çocukların sakinleştiklerini görmüşler.

Çünkü bu çocuklar aslında eski bir kalıbı tekrar ortaya koyuyor, ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla bir nesilde çözümlenmemiş olan bir dinamik, bir diğer nesilde tekrar ortaya çıkarak aslında kendini ifade etmiş adeta ‘ben buradayım’ demiş oluyor. Diğer neslin çocukları atalarının bitiremediği döngüsel enerji kalıplarını üstlenerek, düşmana karşı korkusuzca koşan cesur savaşçılar gibi bu döngüyü şifalandırmak için kendilerini ortaya koyuyorlar. Sonuç ne kadar acı verici olursa olsun, kolektif aile karmalarımızı, atalardan yaşayanlara gelen etkileri dönüştürmek, atalarımızı, kendimizi ve gelecek nesillerimizi şifalandırmak mümkün. Bu süreçteki içsel tutumumuzu ise atalarımızı yok saymamak, ne yaşamış, ne yapmış olurlarsa olsunlar yargılamamak ve onları onurlandırmak üzerine oturtmamız gerekiyor.

 

Kilitlenme:

Ailede birisinin, bilinçsizce, kendisinden daha önceki kuşaklara ait bir bireyin yaşam çizgisini, kaderini yeniden üstlenip yaşamasına kilitlenme denir.

Bir çocuk için olabilecek en kötü şey aileden dışlanmaktır. “Çocuk ben buraya aidim, buraya ait olmak istiyorum ve her ne olursa olsun bu ailenin kaderini paylaşıyorum” diyen bir bilinçaltı dinamikle yaşar. Çocuk, aileye olan aidiyeti için bencilliğin ötesinde her şeyi yapar. Başkalarının işine yarayacaksa ölmeye bile hazırdır. Çocuk ait olabilmek için neyi yapması neyi yapmaması gerektiğini sezgisel olarak bilir.

Mesela bir çocuk başkalarına verildiğinde, yani çocuk bu veriliş nedeniyle aileden dışlanmış olduğunda, daha sonraki kuşaklardan birisi kilitlenme nedeniyle verilen sanki kendisiymiş gibi davranacaktır.  Hiç tanımasa, onun ne yaşadığını bilmese bile başkalarına verilen atasına kilitlenen kişide kendi ailesine karşı aidiyet hissetmeme, dışlanmışlık duygusu, yalnızlık duygusu, intihar eğilimi, derin bir hüzün, depresif eğilimler, ilişki problemleri gibi pek çok sorunun kaynağı bu kilitlenme olabilir.

Aile dizimi sırasında, başkalarına verilen atayı temsil eden temsilci dizimde yer aldığında başkalarına verilen atanın verilmiş olmaktan dolayı hissettiği duygular ve acı temsilci aracılığıyla ifade edilir. Ata ölmüş olduğu halde psişesinde duran ve kaderine kilitlenen kişiyi de etkilemeye devam eden enerjetik dinamikler temsilci aracılığıyla da olsa kendini ifade edebildiği için dönüşmeye başlar. Bu dönüşüm şifalandırıcı etkiyi yaratır. Bu şifalandırıcı etki nedeniyle, başkalarına verildiği için aile tarafından dışarıda bırakılan ata, kendisinin kaderiyle özdeşleşen ya da kendisinin kaderine kilitlenen kişi için artık bir koruma haline gelir. Bu çalışma sayesinde, temsilci aracılığıyla da olsa, sistemik aile tarafından yeniden kabul ve değer gördüğünde yani enerjetik aile sistemindeki yerini aldığında sonraki kuşakları etkileyebilecek potansiyeldeki enerji değiştiği gibi, kendi kaderine kilitlenen kişiyi etkilemeye devam eden enerji de değişmiş olur. Bu değişim destekleyici, dostane ve şifalandırıcı bir gücü beraberinde getirir.

Birisine bir haksızlık yapıldığında grupta yani haksızlık yapılan kişinin psişik aile sisteminde karşı konulmaz bir dengeleme, telafi gereksinimi doğar. Daha önceki kuşaklarda yaşanmış olan haksızlık, düzeltilebilmesi için daha sonraki kuşaklardan birinin acısını çekeceği biçimde yeniden yaşanır. Buna ‘sistemik tekrar zorlanımı’ denir. Yani gelecek kuşaklardan biri haksızlık yapılan aile bireyinin kaderini üstlenir ancak bu tür bir üstlenme veya tekrarlama hiçbir zaman hiçbir şeyi düzeltmez. Nesillerden bir tanesi çıkıp tamam, ben bunu sizin için yapacağım diyene kadar gider. Biri sorumluluğu alıp da yapana kadar gider.

Aile dizimi bu kırılmayı sağlayan tekniklerden biridir. Böylece kuşaklar arasında geçiş yapan-yapacak olan telafi veya kefaretini ödeme dinamiği şeklindeki enerjetik etkilerin şifalanması mümkün olur. Ataların yaşayan nesiller üzerindeki negatif baskısı söner. Ailenin kolektif şuur alanında bu acının kalıcı iyileşmesi gerçekleşir.

 

Vaka:

 Büyük büyük anne evli ve kocasından hamileyken başka bir erkeğe aşık olur. Bu durumu öğrenen kocası 31 Aralık günü 27 yaşındayken intihar eder. Büyük büyük anne intihar eder eşinden miras kalan çiftliği, intihar eden eşinden doğan oğluna değil de, sonradan aşık olup evlendiği adamdan doğan oğluna miras bırakır. Bu büyük bir haksızlıktır. Miras bırakılan bu ailenin neslinden olan üç erkek 31 Aralık günü 27 yaşlarındayken intihar eder. Kilitlenmeler böyle çalışır. Bu aileden bana gelen, sürekli panik ve karmaşa yaşayan avukat adama dizimde şöyle söyledim:

Sırtını duvara dayayarak ayakta dur. Ölen adamı yani büyük büyük annenin intihar ederek ölen kocasını hayalinde canlandırarak ona şunu söyle.  “Seni onurlandırıyorum. Yüreğimde yerin var. Düzeltilebilmesi için sana yapılan haksızlığın adını koyacağım.” Adam bunu söyledikten sonra yaşadığı panikten kurtuldu. Çünkü yapılan haksızlığı ifade edip kabullendi. Onun bu kabulü ve intihar edeni onurlandırması, mirası haksızca kullanan ailesi üzerindeki haksızlığın telafisine yönelik olan intihara teşvik edici nitelikteki enerjetik dinamikleri şifalandırdı.

Ailelerde bir çocuğun ölmüş bir kardeşi, anne veya babayı izlemesine yönelik bir ihtiyaç vardır. Çocuk içsel olarak “Seni izliyorum” der. Bu durumdaki bir kişi intihar da edebilir, kanser ya da başka bir hastalığa da yakalanabilir. 

 

Aslında üç temel dinamik vardır.

“Seni ölümünde, hastalığında ya da kaderinde izlerim” eğilimi.

“Sen öleceğine ben ölürüm” eğilimi.

“Sen gideceğine ben giderim” eğilimi.

Vaka:

Kızlar yurdunda kalan kızlardan biri kendini yurdun damından atmıştı ama ölmemişti. Dizimde babasının ölmek istediği açıkça görüldü. Babası da, ölen kendi babasını izlemek istiyordu. Çocuk içsel olarak babasına “sen öleceğine ben öleyim” demekteydi. Bilinç dışı düzlemde “Yükü ben taşırsam babam kurtulur” demekteydi. Bu durumda dizinde çocuğa acısının başkalarına yardımcı olmadığı gösterilir.

 Çocuğa şu söyletilir. “Sevgili baba, sen ne yaparsan yap ben kalıyorum. Yaşam bana seninle geldi, onu alıyor ve sayıyorum.” Böylece babasına olan kilitlenmeden ve onun kaderini izlemekten sevgiyle ve saygıyla ayrılır.

Bu tip bir enerji çalışmasıyla atalarımızdan miras kalan hastalıklardan, onların işlediği bir suçun kefaretini ödeme zorunluluğundan veya onlara yapılan bir haksızlığı hayatımız pahasına da olsa derinden hissettiğimiz telafi etme dürtüsünden kurtulabiliriz. Atalarımızın nesillere akıp duran acılı ve hastalıklı enerjetik dinamiklerle birlikte taşıdıkları lanetler varsa onlardan da özgürleşebiliriz.

Afrika’lı şaman Malidoma Some atalarla ilgili çalışma da yapıyor. Diyor ki “bizim sorunlarımızdan birçoğu atalarımızın bitmemiş hikayelerini, bitmemiş işlerini, bizim üzerimizden gerçekleştirmeye çalışmalarından kaynaklanır. Ölülerini şifalandırmak, atalarını şifalandırmak yaşayanların sorumluluğudur.” Dolayısıyla biz, atalarımızın dökemediği gözyaşlarını dökebiliriz. Veya onların deme fırsatı, söyleme fırsatı bulamadığı şeyleri söyleyebiliriz.

Özetle böyle bir çalışmayı yaptığımızda sadece geriye doğru çalışmıyoruz aslında ileri doğru da çalışıyoruz. Üstelik çocuğumuzun olup olmaması da önemli değil. Çocuğumuz olmasa da bir çalışmayı yaptığınızda, o çalışmaya sevgi ve emek verdiğinizde o bizim çocuğumuz gibidir. Ortaya koyduğumuz bir şeydir ve bizden sonrakilere hediyedir.

 

Ataları Onurlandırmak İçin Bir Ritüel

 

Kendinizle baş başa kalacağınız sessiz bir odada yere veya koltuğa oturup gözlerinizi kapatın. Birkaç kez derin derin nefes alıp nefesinizi çok yavaş bir şekilde bırakın. Farkındalığınızı ayaklarınıza, bacaklarınıza, gövdenize ve tüm bedeninize odaklayın. Bedeninizin, kökleri yerkürenin çok derinlerine uzanan bir ağaç olduğunu hayal edin. Ağacın kökleri atalarınızı temsil ediyor. Dikkatinizi bu köklere yönlendirip “atalarım size hangi rengi göndereyim” ya da “atalarıma göndermem gereken renk ne” diye sorun ve sezgisel olarak içinize doğan renk neyse o rengi kabul edin. O rengi nefesinizle içinize çekip nefes verirken köklerinize doğru aktığını imgeleyin. Bu nefes çalışmasını bir süre yapın. Bu sırada köklerden size doğru gelen bir renk akışı varsa bu rengi kabul edin ancak bir rengin size gelmesi konusunda beklentisiz olun. Bir renk dönüşü olsa da olmasa da çalışma etkilidir. Sadece ve sadece gönderdiğiniz rengin bir etkisi olacağını bilin. Atalarınızın bilincinde, onların farkında olmanın bir yoludur bu.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Bert Hellinger, Kabul Etmenin Özgürlüğü

Mark Wentworth & Filipe De Moura, Soyağacı regresyonu workshop notları

   
       

Sayfa başı